Makale (çeviri): Psikodinamik Psikoterapinin Etkinliği
- 23 Şub
- 30 dakikada okunur
Psikodinamik Psikoterapinin Etkinliği
Jonathan Shedler
Colorado Üniversitesi Denver Tıp Fakültesi

Özet
Ampirik kanıtlar psikodinamik terapinin etkinliğini desteklemektedir. Psikodinamik terapinin etki büyüklüğü, “ampirik olarak desteklenen” ve “kanıta dayalı” olarak aktif biçimde tanıtılan diğer terapiler için bildirilen etki büyüklükleri kadar büyüktür. Ayrıca, psikodinamik terapi alan hastalar terapötik kazanımlarını sürdürmekte ve tedavi bittikten sonra da iyileşmeye devam etmektedirler. Son olarak, psikodinamik olmayan terapiler kısmen etkili olabilir; çünkü daha yetkin uygulayıcılar uzun süredir psikodinamik kuram ve uygulamanın merkezinde yer alan teknikleri kullanmaktadır. Psikodinamik yaklaşımların ampirik destekten yoksun olduğu yönündeki algı, mevcut bilimsel kanıtlarla uyuşmamakta ve araştırma bulgularının seçici biçimde yayılmasının bir yansıması olabilir.
Anahtar kelimeler: psikoterapi sonucu, psikoterapi süreci, psikanaliz, psikodinamik terapi, meta-analiz
Bazı çevrelerde, psikodinamik kavram ve tedavilerin ampirik destekten yoksun olduğu veya bilimsel kanıtların diğer tedavi biçimlerinin daha etkili olduğunu gösterdiği yönünde bir inanç vardır. Bu inanç, kendi başına bir yaşam kazanmış gibi görünmektedir. Akademisyenler, sağlık yöneticileri ve sağlık politikası yapıcıları bu inancı birbirlerine tekrar etmektedir. Her tekrar ile birlikte, görünürdeki güvenilirliği artmaktadır. Bir noktada, “herkes” bunun böyle olduğunu bildiği için, bunu sorgulamaya veya yeniden gözden geçirmeye pek gerek kalmamaktadır.
Bilimsel kanıtlar ise farklı bir tablo ortaya koymaktadır: Psikodinamik terapinin etkinliği ve verimliliği çok sayıda araştırma tarafından desteklenmektedir. Algılar ile kanıtlar arasındaki bu tutarsızlık, kısmen araştırma bulgularının yayılmasındaki önyargılardan kaynaklanıyor olabilir. Önyargının olası bir kaynağı, ruh sağlığı mesleklerinde geçmişteki psikanalitik kibir ve otoriteye karşı süregelen hoşnutsuzluktur. Geçtiğimiz on yıllarda, Amerikan psikanalizi, tıp doktoru olmayanlara eğitim vermeyi reddeden ve araştırmaya karşı küçümseyici bir tutum benimseyen hiyerarşik bir tıp kurumunun hâkimiyeti altındaydı. Bu tutum, akademik çevrelerde dostlar kazanmadı. Zamanla, psikodinamik olmayan birçok akademisyen bunları coşkuyla karşıladı ve bunları tartışmak ve yaymak için isteklilik gösterdi. Ampirik kanıtlar psikodinamik kavramları ve tedavileri desteklediğinde, bu bulgular genellikle göz ardı edildi.
Bu makale, psikodinamik tedavinin etkinliği ile ilgili çeşitli ampirik literatürlerden elde edilen bulguları bir araya getirmektedir. Öncelikle psikodinamik terapinin ayırt edici özelliklerini özetleyeceğim. Ardından, psikodinamik tedavi gören hastaların terapötik kazanımlarını korumakla kalmayıp iyileşmeye devam ettiklerine dair kanıtlar da dâhil olmak üzere, psikodinamik tedavinin etkinliğine ilişkin ampirik kanıtları gözden geçireceğim.
Son olarak, psikodinamik olmayan terapilerin kısmen etkili olabileceğine dair kanıtları ele alacağım; çünkü daha yetkin uygulayıcılar psikodinamik kuram ve uygulamanın uzun süredir merkezinde yer alan müdahaleleri kullanmaktadır.
Psikodinamik Tekniğin Ayırt Edici Özellikleri
Psikodinamik veya psikanalitik psikoterapi¹, psikanalitik kavram ve yöntemlere dayanan, daha seyrek görüşmeleri içeren ve psikanalizden önemli ölçüde daha kısa sürebilen bir dizi tedaviyi ifade eder. Seans sıklığı genellikle haftada bir veya iki defadır ve tedavi süreli ya da süresiz olabilir. Psikodinamik terapinin özü, özellikle terapi ilişkisinde ortaya çıkan ve potansiyel olarak etkileyen, tam olarak bilinmeyen benlik yönlerini keşfetmektir.
Lisans ders kitapları, psikanalitik veya psikodinamik terapileri, Sigmund Freud’un yaklaşık bir asır önce ortaya attığı daha tuhaf ve anlaşılması zor spekülasyonlarla özdeşleştirmekte ve günümüzde anlaşıldığı ve uygulandığı şekliyle ana akım psikodinamik kavramları nadiren sunmaktadır. Bu tür sunumlar, popüler medyadaki karikatürize edilmiş tasvirlerle birlikte, psikodinamik tedavinin yaygın olarak yanlış anlaşılmasına katkıda bulunmuştur (klinik psikanalizin lisans müfredatında nasıl temsil edildiği ve yanlış temsil edildiği hakkında tartışma için bkz. Bornstein, 1988, 1995; Hansell, 2005; Redmond & Shulman, 2008). Olası mitleri ortadan kaldırmak ve psikodinamik uygulamaların daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla, bu bölümde çağdaş psikodinamik tekniğin temel özelliklerini gözden geçiriyorum.
Blagys ve Hilsenroth (2000), PsycLit veritabanında, manuel psikodinamik terapi ile manuel bilişsel davranışçı terapi (BDT) süreç ve tekniklerini karşılaştıran ampirik çalışmaları belirlemek üzere bir araştırma yürütmüştür. Gerçek seans kayıtlarının ve tedavilerin ampirik incelemesi sonucunda, psikodinamik terapiyi diğer terapilerden güvenilir biçimde ayırt eden yedi özellik belirlenmiştir.
Aşağıda listelenen özelliklere ilişkin seans transkriptlerinin yalnızca süreç ve teknik boyutunu yansıttığı; bu tekniklerin dayandığı kuramsal ilkelerin kapsam dışında kaldığı unutulmamalıdır. Söz konusu ilkelerin ayrıntılı tartışması için bkz. Gabbard (2004), McWilliams (2004) ve Shedler (2006a).
1. Duygu ve duygu ifadesine odaklanma
Psikodinamik terapi, hastanın tüm duygularını keşfetmesini ve bunları tartışmasını teşvik eder. Terapist, hastanın kişilerle ilişkili duyguları, rahatsız edici ya da tehdit edici duyguları ve başlangıçta fark edilemeyen ya da kabul edilmesi güç olan duyguları da kapsayacak biçimde duygularını tanımlamasına ve ifade etmesine yardımcı olur (bu yaklaşım, düşünce ve inançlara daha fazla vurgu yapan bilişsel odaklı yaklaşımlardan ayrılır; Blagys & Hilsenroth, 2002; Burum & Goldfried, 2007). Ayrıca entelektüel içgörü ile duygusal içgörünün aynı olmadığı; duygusal içgörünün daha derin düzeyde yankı uyandırarak değişime katkı sağladığı kabul edilir (bu durum, zeki ve psikolojik açıdan duyarlı bireylerin zorluklarının nedenlerini açıklayabilmelerine karşın bu zorlukları aşmakta güçlük yaşamalarının olası açıklamalarından biridir).
2. Kaçınma girişimlerinin araştırılması (düşünce ve duygulardan kaçınma)
İnsanlar, bilinçli ya da bilinçdışı biçimde rahatsız edici deneyimlerden kaçınmak için çeşitli yollar kullanırlar. Bu kaçınma (kuramsal olarak savunma ve direnç kavramlarıyla ilişkilidir) derse katılmama, geç gelme ya da kaçamak yanıtlar verme gibi daha belirgin biçimlerde ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, bazı bireyler bir konu gündeme geldiğinde ustaca konuyu değiştirebilir, psikolojik açıdan anlamlı yönler yerine deneyimin tesadüfi ayrıntılarına odaklanabilir, duyguları dışlayarak yalnızca olgu ve olaylara yoğunlaşabilir, olayları biçimlendirmede kendi rollerini göz ardı ederek dışsal koşullara vurgu yapabilir ya da gündelik sosyal söylem içinde fark edilmesi güç daha incelikli kaçınma biçimleri sergileyebilir. Psikodinamik terapistler, kaçınma davranışlarına aktif olarak odaklanır ve bunları araştırır.
3. Tekrarlayan temaların ve kalıpların belirlenmesi. Psikodinamik terapistler, hastaların düşüncelerinde, duygularında, benlik kavramlarında, ilişkilerinde ve yaşam deneyimlerinde tekrarlayan temaları ve kalıpları belirlemek ve araştırmak için çalışırlar. Bazı durumlarda hasta, acı verici veya kendine zarar veren tekrarlayan kalıpların son derece farkında olabilir; ancak bunlardan kaçamadığını hissedebilir (örneğin, kendisini duygusal olarak ulaşılamaz romantik partnerlere çekilen bir erkek ya da başarıya ulaşmak üzereyken düzenli olarak kendini sabote eden bir kadın). Diğer durumlarda ise hasta, terapist ona bu kalıpları fark etme ve anlamlandırma konusunda yardımcı olana kadar bu kalıpların farkında olmayabilir.
4. Geçmiş deneyimlerin tartışılması (gelişimsel odak). Tekrarlayan temaların ve kalıpların tanımlanmasıyla ilişkili olarak, geçmiş deneyimlerin —özellikle erken dönemdeki bağlanma figürleriyle ilgili deneyimlerin— şimdiki zamanla olan ilişkimizi ve deneyimlerimizi etkilediği kabul edilir. Psikodinamik terapistler, erken dönem deneyimlerin geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki ilişkiyi ve geçmişin şimdiki zamanda “yaşamaya devam etme” eğilimini araştırır. Odak noktası geçmişin kendisi değil, geçmişin mevcut psikolojik zorluklarda nasıl işlev gördüğüdür. Amaç, hastaların şimdiki zamanda daha doyum verici yaşantılar kurabilmeleri için geçmiş deneyimlerin bağlayıcılığından kurtulmalarına yardımcı olmaktır.
5. Kişilerarası ilişkilere odaklanma. Psikodinamik terapi, hastaların ilişkilerine ve kişilerarası deneyimlerine (teorik terimlerle nesne ilişkileri ve bağlanma) büyük önem verir. Kişilik ve benlik kavramının hem uyumlu hem de uyumsuz yönleri, bağlanma ilişkileri bağlamında şekillenen sorunlu kişilerarası kalıplar ve kişinin duygusal ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinin engellenmesi durumlarında genellikle psikolojik zorluklar ortaya çıkar.
6. Terapi ilişkisine odaklanma. Terapist ile hasta arasındaki ilişki, başlı başına önemli bir kişilerarası ilişkidir ve derin anlamlı, duygusal olarak yüklü olabilir. Bir kişinin ilişkilerinde ve etkileşim biçimlerinde tekrarlayan temalar olduğu ölçüde, bu temalar terapi ilişkisinde de benzer biçimde ortaya çıkma eğilimindedir. Örneğin, başkalarına güvenmeme eğilimi olan bir kişi terapisti şüpheyle karşılayabilir; onaylanma, reddedilme veya terk edilme korkusu olan bir kişi bilinçli ya da bilinçdışı olarak terapist tarafından reddedilme korkusu yaşayabilir; öfke ve düşmanlıkla mücadele eden bir kişi terapiste karşı öfkeyle mücadele edebilir. (Bunlar nispeten kaba örneklerdir; terapi ilişkisinde kişilerarası temaların tekrarı genellikle bu örneklerin gösterdiğinden daha karmaşık ve inceliklidir.) Terapötik ilişkide kişilerarası temaların tekrarlanması (teorik terimlerle aktarım ve karşı aktarım), bunları canlı olarak keşfetmek ve yeniden işlemek için eşsiz bir fırsat sunar. Amaç, kişilerarası ilişkilerde daha fazla esneklik ve kişilerarası ihtiyaçları karşılama kapasitesinin artırılmasıdır.
7. Fantezi yaşamının keşfi. Terapistin seansları aktif olarak yapılandırdığı veya önceden belirlenmiş bir gündemi izlediği diğer terapilerin aksine, psikodinamik terapide terapi, hastaları akıllarından geçen her şeyi özgürce ifade etmeye teşvik eder. Hastalar bunu yaptıklarında (ve çoğu hasta gerçekten özgürce konuşabilmek için terapistin önemli ölçüde yardımına ihtiyaç duyar), düşünceler doğal biçimde akmaya başlar; korkular, fanteziler, rüyalar ve gündüz düşleri (çoğu durumda hasta bunları daha önce söze dökmeye çalışmamıştır) dâhil olmak üzere zihinsel yaşantıların birçok alanına ulaşılır. Bu materyalin tümü, kişinin kendisini ve başkalarını nasıl gördüğüne, deneyimlerini nasıl yorumladığına ve anlamlandırdığına, deneyimlerin bazı yönlerinden nasıl kaçındığına ya da yaşamdan daha fazla zevk ve anlam bulma potansiyelinin nasıl sınırlanabildiğine ilişkin zengin bir bilgi kaynağı sunar.
Son cümle, önceki ifadelerin tümünde örtük biçimde bulunan daha kapsamlı bir hedefe işaret etmektedir: Psikodinamik terapinin amaçları semptomların hafifletilmesini içermekle birlikte bunun ötesine geçer. Başarılı bir tedavi yalnızca semptomların ortadan kaldırılmasıyla (yani bir sorundan kurtulmakla) sınırlı kalmamalı, aynı zamanda psikolojik kapasite ve kaynakların gelişimini de teşvik etmelidir. Kişiye ve koşullara bağlı olarak bu gelişim; daha doyurucu ilişkiler kurma, yetenek ve becerileri daha etkin kullanma, daha gerçekçi bir özdeğer duygusunu sürdürebilme, daha geniş bir duygu yelpazesini tolere edebilme, daha tatmin edici cinsel yaşantılar deneyimleme, kendini ve başkalarını daha incelikli ve sofistike biçimde anlayabilme ve yaşamın zorluklarıyla daha fazla özgürlük ve esneklik içinde baş edebilme gibi kapasiteleri kapsayabilir. Bu amaçlar, terapist ile hasta arasında güvene dayalı ve derinlemesine özgün bir ilişki bağlamında gerçekleşen bir öz-yansıma, öz-keşif ve yeniden keşif süreci aracılığıyla desteklenir. (Çağdaş psikodinamik düşünceye jargon içermeyen bir giriş için, That Was Then, This Is Now: Psychoanalytic Psychotherapy for the Rest of Us [Shedler, 2006a] kitabına bakılabilir. Bu kitap http://psychsystems.net/shedler.html adresinden ücretsiz olarak indirilebilir.)
Psikoterapi Genel Olarak Ne Kadar Etkilidir?
Psikolojide ve daha genel olarak tıpta meta-analiz, bağımsız çalışmaların bulgularını özetlemek ve sentezlemek amacıyla yaygın biçimde kullanılan bir yöntem olarak kabul edilmektedir (Lipsey & Wilson, 2001; Rosenthal, 1991; Rosenthal & DiMatteo, 2001). Meta-analiz, farklı çalışmaların sonuçlarını ortak bir ölçü birimine dönüştürerek karşılaştırılabilir hale getirir ve bulguların çalışmalar arasında birleştirilmesine olanak tanır. Yaygın olarak kullanılan ölçü, tedavi ve kontrol grupları arasındaki farkın standart sapma birimleri cinsinden ifade edilmesiyle hesaplanan etki büyüklüğüdür.¹ 1,0’lık bir etki büyüklüğü, tedavi gören ortalama bir hastanın, tedavi almayan ortalama bir hastaya göre bir standart sapma daha iyi durumda olduğu anlamına gelir. 0,8’lik bir etki büyüklüğü psikoloji ve tıp araştırmalarında büyük etki, 0,5’lik etki büyüklüğü orta düzey etki ve 0,2’lik etki büyüklüğü ise küçük etki olarak kabul edilmektedir (Cohen, 1988).
Psikoterapi sonuçlarına ilişkin ilk kapsamlı meta-analiz, 475 çalışmayı kapsamakta ve psikoterapi alan hastalar ile tedavi görmeyen kontrol grupları arasında (çeşitli tanı ve tedavilerde) 0,85’lik genel bir etki büyüklüğü bulunduğunu göstermektedir (Smith, Glass ve Miller, 1980). Sonraki meta-analizler de psikoterapinin etkililiğini benzer biçimde desteklemiştir. Lipsey ve Wilson (1993) tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir inceleme, genel psikoterapi sonuçlarına ilişkin 18 meta-analizin bulgularını tablo halinde sunmuş ve bu meta-analizlerde medyan etki büyüklüğünün 0,75 olduğunu bildirmiştir. Ayrıca bilişsel davranışçı terapi (CBT) ve davranış değişikliği sonuçlarına ilişkin 23 meta-analizin medyan etki büyüklüğü 0,62 olarak rapor edilmiştir. Robinson, Berman ve Neimeyer (1990) tarafından yapılan bir meta-analiz ise özellikle depresyon tedavisine odaklanan 37 psikoterapi çalışmasının bulgularını özetlemiş ve genel etki büyüklüğünü 0,73 olarak bildirmiştir. Bu değerler görece büyük etkilere işaret etmektedir (psikoterapinin etkililiğine ilişkin araştırmaların incelemesi için bkz. Lambert & Ogles, 2004).
Karşılaştırma için bazı referans noktaları sağlamak amacıyla antidepresan ilaçların etki büyüklüklerine bakmak öğretici olabilir. New England Journal of Medicine’da yayımlanan ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) veri tabanlarındaki yayımlanmış ve yayımlanmamış çalışmaların analizine dayanan bir inceleme, fluoksetin (Prozac) için 0,26, sertralin (Zoloft) için 0,26, sitalopram (Celexa) için 0,24, essitalopram (Lexapro) için 0,31 ve duloksetin (Cymbalta) için 0,30 etki büyüklükleri bildirmiştir. 1987–2004 yılları arasında FDA tarafından onaylanan antidepresanların ortalama etki büyüklüğü 0,31’dir (Turner, Matthews, Linardatos, Tell ve Rosenthal, 2008).² Prestijli Cochrane Library’de yayımlanan bir meta-analiz ise trisiklik antidepresanların aktif plasebo ile karşılaştırıldığında 0,17’lik bir etki büyüklüğüne sahip olduğunu göstermiştir (Moncrieff, Wessely ve Hardy, 2004).³ Bunlar görece küçük etkilerdir. İlaç çalışmaları ile psikoterapi çalışmalarındaki metodolojik farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda, bu bulgular psikoterapinin daha etkili olduğu yönünde doğrudan bir sonuç olarak yorumlanmamalıdır. Bununla birlikte, antidepresan etki büyüklüklerinin birçok okuyucuya tanıdık gelecek bir referans noktası sunduğu ifade edilebilir (daha kapsamlı listeler için bkz. Lipsey & Wilson, 1993; Meyer et al., 2001).
Psikodinamik Terapi Ne Kadar Etkilidir?
Cochrane Library tarafından yayımlanan, psikodinamik terapiye ilişkin yakın zamanda gerçekleştirilen ve özellikle metodolojik açıdan titiz bir meta-analiz, 1.431 hastayı kapsayan 23 randomize kontrollü çalışmayı içermektedir (Abbass, Hancock, Henderson ve Kisely, 2006). Çalışmalar, kısa süreli (< 40 saat) psikodinamik terapi alan çeşitli yaygın ruhsal bozukluklara sahip hastaları kontrol grupları (bekleme listesi, minimal tedavi veya “olağan tedavi”) ile karşılaştırmış ve genel semptom iyileşmesi için 0,97’lik bir genel etki büyüklüğü bildirmiştir. Etki büyüklüğü, hastaların uzun vadeli takipte (> tedavi sonrası 9 ay) değerlendirildiğinde 1,51’e yükselmiştir. Genel semptomlardaki değişime ek olarak meta-analiz, somatik semptomlardaki değişim için 0,81’lik bir etki büyüklüğü bildirmiş; bu değer uzun vadeli takipte 2,21’e yükselmiştir. Anksiyete derecelendirmelerindeki değişim için 1,08’lik bir etki büyüklüğü bildirilmiş ve bu değer takipte 1,35’e yükselmiştir; depresif semptomlardaki değişim için ise 0,59’luk bir etki büyüklüğü rapor edilmiş ve bu değer takipte 0,98’e yükselmiştir. Takipte etki büyüklüklerinde gözlenen artış, psikodinamik terapinin tedavi sonlandıktan sonra da devam eden değişime yol açan psikolojik süreçleri harekete geçirdiğini göstermektedir.
Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanan bir meta-analiz, kısa süreli (ortalama 21 seans) psikodinamik terapiye ilişkin 17 yüksek kaliteli randomize kontrollü çalışmayı içermekte ve psikodinamik terapi kontrol grubuyla karşılaştırıldığında 1,17’lik bir etki büyüklüğü bildirmektedir (Leichsenring, Rabung ve Leibing, 2004). Tedavi öncesi ve tedavi sonrası etki büyüklüğü 1,39 iken, tedavi sonrasından ortalama 13 ay sonra gerçekleştirilen uzun vadeli takipte bu değer 1,57’ye yükselmiştir. Bu etki büyüklüklerini yüzdeye çeviren araştırmacılar, psikodinamik terapi ile tedavi edilen hastaların “tedavi öncesindeki hedef sorunlar açısından hastaların %92’sinden daha iyi durumda” olduklarını belirtmiştir (Leichsenring ve ark., 2004, s. 1213).
Yakın zamanda yayımlanan bir meta-analiz, somatik bozukluklar için kısa süreli psikodinamik terapinin etkililiğini incelemiştir (Abbass, Kisely ve Kroenke, 2009). Analiz, dermatolojik, nörolojik, kardiyovasküler, solunum, gastrointestinal, kas-iskelet, genitoüriner, immünolojik ve muzdarip olunan diğer somatik rahatsızlıkları kapsayan 1.870 hastayı içeren 23 çalışmayı kapsamaktadır. Çalışmada etkinin büyüklüğü, genel psikiyatrik semptomlarda iyileşme için 0,69 ve somatik semptomlarda iyileşme için 0,59 olarak ölçülmüştür. Sağlık hizmetlerinin kullanımıyla ilgili verileri rapor eden çalışmaların %77,8’i, psikodinamik terapiye bağlı olarak sağlık hizmeti kullanımında azalma bildirmiştir. Bu bulgu, sağlık hizmetleri reformu açısından potansiyel olarak büyük önem taşımaktadır.
American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan bir meta-analiz, kişilik bozuklukları için psikodinamik psikoterapi (14 çalışma) ile BDT’nin (11 çalışma) etkililiğini incelemiştir (Leichsenring ve Leibing, 2003). Meta-analiz, mevcut en uzun süreli takip verilerini kullanarak tedavi öncesi ve sonrası etki büyüklüklerini rapor etmiştir. Psikodinamik terapi için (ortalama tedavi süresi 37 hafta), ortalama takip süresi 1,5 yıl olup tedavi öncesi ve sonrası etki büyüklüğü 1,46 olarak bildirilmiştir. BDT için (ortalama tedavi süresi 16 hafta), ortalama takip süresi 13 hafta olup etki büyüklüğü 1,0’dır. Yazarlar, her iki tedavinin de etkili olduğu sonucuna varmıştır. Kişilik bozuklukları için kısa süreli (ortalama 30,7 seans) psikodinamik terapiyi inceleyen daha yakın tarihli bir çalışma, yedi randomize kontrollü çalışmanın verilerini içermektedir (Messer & Abbass, basımda). Çalışma, mevcut en uzun takip süresinde tedavi sonrası ortalama 18,9 ay sonuçlarını değerlendirmiş ve genel semptom iyileşmesi için 0,91 (N = 7 çalışma) ve kişilerarası işlevsellikte iyileşme için 0,97 (N = 4 çalışma) etki büyüklükleri bildirmiştir.
Son dönemde gerçekleştirilen iki çalışma, uzun süreli psikodinamik tedavinin etkililiğini incelemiştir. American Medical Association dergisinde yayımlanan bir meta-analiz (Leichsenring & Rabung, 2008), karmaşık ruhsal bozuklukların (çoklu veya kronik ruhsal bozukluklar ya da kişilik bozuklukları olarak tanımlanan) tedavisinde uzun süreli psikodinamik terapiyi (> 1 yıl veya 50 seans) daha kısa süreli terapilerle karşılaştırmış ve genel sonuç için 1,8’lik bir etki büyüklüğü bildirmiştir. Tedavi öncesi ve sonrası etki büyüklüğü genel sonuç için 1,03 olup, uzun vadeli takipte (p < .01) artış göstermiştir. Etki büyüklükleri, çalışmada değerlendirilen beş sonuç alanının tümünde (genel etkililik, hedef sorunlar, psikiyatrik semptomlar, kişilik işlevselliği ve sosyal işlevsellik) tedavinin tamamlanmasından takip dönemine kadar artmıştır.
Harvard Review of Psychiatry dergisinde yayımlanan ikinci bir meta-analiz (de Maat, de Jonghe, Schoevers ve Dekker, 2009), çeşitli tanılarla ayaktan tedavi gören yetişkin hastalarda uzun süreli psikodinamik terapinin (ortalama 150 seans) etkililiğini incelemiştir. Karışık/orta derecede patolojiye sahip hastalar için tedavi öncesi ve sonrası etki büyüklüğü genel semptom iyileşmesi açısından 0,78 olup, ortalama 1,5 yıl süren uzun vadeli takipte bu değer 0,94’e yükselmiştir. Tedavi sonrası 3,2 yıl sonra şiddetli kişilik patolojisine sahip hastalarda tedavi öncesi ve sonrası etki büyüklüğü 0,94 iken, uzun vadeli takipte (ortalama 5,2 yıl sonra) 1,02’ye yükselmiştir.
Bu meta-analizler, psikodinamik terapinin en güncel ve metodolojik açıdan en titiz değerlendirmelerini temsil etmektedir. Özellikle dikkat çekici olan, psikodinamik terapinin faydalarının sadece Sürdürülebilir ancak zamanla artan bir etki söz konusudur; bu bulgu, en az beş bağımsız meta-analizde tutarlı biçimde ortaya konmuştur (Abbass ve ark., 2006; Anderson & Lambert, 1995; de Maat ve ark., 2009; Leichsenring & Rabung, 2008; Leichsenring ve ark., 2004). Buna karşılık, diğer (psikodinamik olmayan) ampirik olarak desteklenen terapilerin yararları, en yaygın bozukluklarda (örneğin depresyon, yaygın anksiyete; de Maat, Dekker, Schoevers ve de Jonghe, 2006; Gloaguen, Cottraux, Cucherat ve Blackburn, 1998; Hollon ve ark., 2005; Westen, Novotny ve Thompson-Brenner, 2004) genellikle daha sınırlı görünmektedir.⁹
Tedavi türü ve referans | Açıklama | Etki | Çalışma / meta-analiz |
Genel psikoterapi | |||
Smith ve ark. (1980) | Çeşitli terapiler ve bozukluklar | 0,85 | 475 çalışma |
Lipsey & Wilson (1993) | Çeşitli terapiler ve bozukluklar | 0,75 | 18 meta-analiz |
Robinson ve ark. (1990) | Depresyon için çeşitli terapiler | 0,7 | 37 çalışma |
BDT ve ilgili tedaviler | |||
Lipsey & Wilson (1993) | CBT ve davranış terapisi, çeşitli bozukluklar | 0,62 | 23 meta-analiz |
Hab ve ark. (2006) | Depresyon, panik ve yaygın anksiyete için CBT | 0,68 | 33 çalışma |
Churchill ve ark. (2001) | Depresyon için BDT | 1 | 20 çalışma |
Cuijpers ve ark. (2007) | Depresyon için davranışsal aktivasyon | 0,8 | 16 çalışma |
Öst (2008) | Sınırda kişilik bozukluğu için DBT | 0,58 | 13 çalışma |
Antidepresan ilaçlar | |||
Turner ve ark. (2008) | 1987–2004 FDA kayıtlı çalışmalar | 0,31 | 74 çalışma |
Moncrieff ve ark. (2004) | Trisiklik antidepresanlar vs aktif plasebo | 0,17 | 9 çalışma |
Psikodinamik terapi | |||
Abbass ve ark. (2006) | Çeşitli bozukluklar, genel semptom iyileşmesi | 0,97 | 12 çalışma |
Leichsenring ve ark. (2004) | Çeşitli bozukluklar, hedef problem değişikliği | 1,17 | 7 çalışma |
Anderson & Lambert (1995) | Çeşitli bozukluklar ve sonuçlar | 0,85 | 9 çalışma |
Abbass ve ark. (2009) | Somatik bozukluklar, genel psikiyatrik semptomlar | 0,69 | 8 çalışma |
Messer & Abbass (baskıda) | Kişilik bozuklukları, genel semptom iyileşmesi | 0,91 | 7 çalışma |
Leichsenring & Leibing (2003) | Kişilik bozuklukları, tedavi öncesi–sonrası | 1,46 | 14 çalışma |
Leichsenring & Rabung (2008) | Uzun süreli PDT vs kısa süreli terapiler | 1,8 | 7 çalışma |
de Maat ve ark. (2009) | Uzun süreli psikanalitik terapi | 0,78 | 10 çalışma |
Tablo 1, yukarıda özetlenen meta-analitik bulguları derlemekte ve ek referans noktaları sağlamaktadır. Aksi belirtilmedikçe tabloda listelenen etki büyüklükleri, tedavi ve kontrol gruplarının karşılaştırmalarına dayanmaktadır ve tedavi tamamlandıktan hemen sonra elde edilen sonuçları yansıtmaktadır (uzun vadeli takip verileri değildir).
Psikodinamik terapinin etkililiğini destekleyen çalışmalar, farklı durumları ve popülasyonları kapsamaktadır. Randomize kontrollü çalışmalar, depresyon, anksiyete, panik, somatoform bozukluklar, yeme bozuklukları, madde kullanım bozuklukları ve kişilik bozukluklarında psikodinamik terapinin etkililiğini göstermektedir (Leichsenring, 2005; Milrod ve ark., 2007).
Kişilik bozukluklarına ilişkin bulgular özellikle dikkat çekicidir. Sınırda kişilik bozukluğu tanısı olan hastalar üzerinde yürütülen yakın tarihli bir çalışma (Clarkin, Levy, Lenzenweger ve Kernberg, 2007), başka bir kanıta dayalı tedavi olan diyalektik davranış terapisi (Linehan, 1993) ile karşılaştırıldığında, psikodinamik terapinin eşit ya da daha fazla tedavi yararı sağladığını göstermekle kalmamış ayrıca, sınırda kişilik bozukluğu olan hastalarda semptom değişikliklerine aracılık ettiği düşünülen altta yatan psikolojik mekanizmalarda (intrapsişik süreçlerde) değişiklikler olduğu gösterilmiştir (özellikle yansıtıcı işlev ve bağlanma organizasyonundaki değişiklikler; Levy ve ark., 2006). Bu intrapsişik değişiklikler psikodinamik terapi alan hastalarda görülürken, diyalektik davranış terapisi alan hastalarda görülmemiştir.
Bu tür intrapsişik değişiklikler, uzun vadeli tedavi faydalarını açıklayabilir. Yeni yayımlanan bir çalışma, tedavinin tamamlanmasından beş yıl sonra (ve tedavinin başlangıcından sekiz yıl sonra) psikodinamik terapinin kalıcı faydalarını göstermiştir. Beş yıllık takipte, “olağan tedavi” alan hastaların %87’si sınırda kişilik bozukluğu tanı kriterlerini karşılamaya devam ederken, psikodinamik terapi alan hastaların %31’i bu kriterleri karşılamaya devam etmiştir (Bateman & Fonagy, 2008). Kişilik patolojisi için başka hiçbir tedavi bu kadar kalıcı faydalar göstermemiştir.
Bu son bulgular, iki çalışmaya dayandıkları ve bu nedenle bağımsız araştırma ekipleri tarafından yürütülen çok sayıda çalışmada tekrarlanan bulgular kadar güçlü kanıt taşımadıkları uyarısıyla değerlendirilmelidir. Daha genel olarak, psikodinamik tedavilere kıyasla diğer tedaviler, özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) hakkında çok daha fazla ampirik sonuç çalışması olduğu kabul edilmektedir. Çalışma sayılarındaki bu fark, kısmen önceki nesil psikanalistlerin ampirik araştırmalara ilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu eksiklik, bu alanda hâlâ sorun teşkil etmekte ve çağdaş araştırmacılar bu sorunu gidermek için çaba sarf etmektedir.
İkinci bir uyarı ise, birçok psikodinamik sonuç çalışmasının belirli tanı kategorilerine odaklanmak yerine (örneğin, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı [4. baskı, DSM-IV; Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994]’te belirtilen tanı kriterlerine göre tanımlanan) çeşitli semptom ve durumlara sahip hastaları içermesidir. Bunun ne derece bir sınırlama olduğu tartışmaya açıktır. Psikoterapi etkililiği çalışmaları hakkında sıkça dile getirilen bir endişe, bu çalışmaların son derece seçilmiş ve temsil edici olmayan hasta örneklemleri kullanması ve dolayısıyla bulgularının gerçek dünyadaki klinik uygulamalara genellenememesidir (örneğin, Westen ve ark., 2004). DSM-IV tanı kategorilerinin ayırt edici veya homojen hasta gruplarını tanımladığı konusunda da evrensel bir mutabakat yoktur (psikiyatrik komorbiditenin norm olduğu ve tanılanabilir şikâyetlerin genellikle kişilik sendromlarına gömülü olduğu göz önüne alındığında; Blatt & Zuroff, 2005; Westen, Gabbard, & Blagov, 2006). Her ne olursa olsun, psikodinamik tedavilere ilişkin giderek artan sayıda çalışma belirli tanılara odaklanmaktadır (örneğin, Bateman & Fonagy, 2008; Clarkin ve ark., 2007; Cuijpers, van Straten, Andersson ve van Oppen, 2008; Leichsenring, 2001, 2005; Milrod ve ark., 2007).
Başka Bir İsimle Gül: Diğer Terapilerde Psikodinamik Süreç
Terapinin “aktif bileşenleri” mutlaka teori veya tedavi modelinde varsayılanlar değildir. Bu nedenle, bir terapiyi “paket” olarak değerlendiren randomize kontrollü çalışmalar, mutlaka bu terapiyi destekleyen teorik öncülleri veya bunlardan türetilen spesifik müdahaleleri doğrulamaz. Örneğin, mevcut kanıtlar bilişsel terapide (BT) değişim mekanizmalarının teori tarafından varsayılanlar olmadığını göstermektedir. Kazdin (2007), psikoterapide değişim araçları ve mekanizmaları üzerine ampirik literatürü inceleyerek şu sonuca varmıştır: “Belki de artık, CT ile değişimin temeli ne olursa olsun, bunun başlangıçta önerildiği gibi bilişsel süreçler olmadığı daha emin bir şekilde söylenebilir” (s. 8).
Terapistlerin uygulama biçimlerinde de, görünüşte aynı tedaviyi uygulayan terapistler arasında bile derin farklılıklar vardır. Klinik danışma odasında yaşananlar, bireysel terapistin niteliklerini ve tarzını, bireysel hastayı ve aralarında gelişen benzersiz etkileşim kalıplarını yansıtır. Manuelize edilmiş tedavileri karşılaştırmak için tasarlanmış kontrollü çalışmalarda bile, terapistler hastalarla farklı şekillerde etkileşime girer, müdahaleleri farklı biçimlerde uygular ve tedavi kılavuzlarında belirtilmeyen süreçleri devreye sokar (Elkin ve ark., 1989). Bazı durumlarda araştırmacılar, seansların kelimesi kelimesine transkriptlerinden hangi manuelize edilmiş tedavinin uygulandığını belirlemekte zorlanmıştır (Ablon & Jones, 2002).
Bu nedenlerle, terapi “marka isimleri” üzerine yapılan çalışmalar oldukça yanıltıcı olabilir. Seans videolarını veya transkriptlerini inceleyerek marka isimlerinin ötesine bakan çalışmalar, hastalara neyin yardımcı olduğu konusunda daha fazla bilgi verebilir (Goldfried & Wolfe, 1996; Kazdin, 2007, 2008). Bu tür çalışmalar, diğer terapilerin aktif bileşenlerinin bilinmeyen psikodinamik unsurlar içerdiğini göstermektedir.
Terapi seanslarında gerçekte neler olduğunu incelemek için kullanılan yöntemlerden biri, Psikoterapi Süreci Q-Sıralaması’dır (PQS; Jones, 2000). Bu araç, seanslar sırasında yapılan belirli eylemler, davranışlar ve ifadeler temelinde terapistin tekniğini ve terapi sürecinin diğer yönlerini değerlendiren 100 değişkenden oluşur. Bir dizi çalışmada, kör değerlendiriciler hem kısa psikodinamik terapi hem de BDT’nin sonuç çalışmalarından elde edilen yüzlerce terapi saatine ait arşivlenmiş, kelimesi kelimesine oturum transkriptlerinden 100 PQS değişkenini puanlamıştır (Ablon & Jones, 1998; Jones & Pulos, 1993). Bir çalışmada araştırmacılar, psikanalitik terapi ve BDT alanında uluslararası düzeyde tanınan uzmanlardan oluşan panellere, PQS’yi kullanarak “ideal” olarak yürütülen tedavileri tanımlamalarını istemiştir (Ablon & Jones, 1998). Araştırmacılar, uzmanların puanlamalarına dayanarak ideal olarak yürütülen psikanalitik terapi ve BDT prototiplerini oluşturmuştur. İki prototip önemli ölçüde farklılık göstermiştir.
Psikodinamik prototip; yapılandırılmamış, açık uçlu diyalogları (örneğin fanteziler ve rüyalar hakkında tartışma) vurgulamakta; hastanın deneyimlerinde tekrarlayan temaları belirlemekte; hastanın duygularını ve algılarını geçmiş deneyimlerle ilişkilendirmekte; hastanın kabul edilemez olarak gördüğü duygulara (örneğin öfke, kıskançlık, heyecan) dikkat çekmekte; savunma mekanizmalarını belirlemekte ve savuş(tur)ulanları yorumlamakta veya bilinçdışı istekler, duygular ya da fikirler; terapi ilişkisini tartışma konusu olarak ele almak ve terapi ilişkisi ile diğer ilişkiler arasında bağlantılar kurmak.
BDT prototipi ise daha spesifik bir odak noktasıyla diyaloğu vurgulamıştır; terapist etkileşimi yapılandırır ve konuları sunar; terapist daha didaktik ya da öğretmen benzeri bir rol üstlenir; açık rehberlik veya tavsiyeler sunar; hastanın tedavi hedefleri tartışılır; tedavi tekniklerinin ardındaki mantık açıklanır; hastanın mevcut yaşam durumuna odaklanılır; düşünceler ve inanç sistemleri gibi bilişsel temalar ele alınır; ayrıca hastanın terapi seansları dışında denemesi gereken görevler veya aktiviteler (“ev ödevleri”) tartışılır.
Üç ayrı arşiv tedavi kaydından oluşan veri setinde (biri bilişsel terapi çalışmasından, ikisi kısa psikodinamik terapi çalışmalarından), araştırmacılar terapistlerin uyguladıklarını düşündükleri tedavi modeline bakmaksızın her bir terapi prototipine bağlılıklarını ölçmüştür (Ablon & Jones, 1998). Terapistlerin psikodinamik prototipe bağlılıkları, hem psikodinamik hem de bilişsel terapide başarılı sonuçları öngörmüştür. Buna karşılık terapistlerin BDT prototipine bağlılığı, her iki terapi biçiminde de sonuçlarla zayıf ya da anlamsız düzeyde ilişki göstermiştir. Bu bulgular, farklı bir metodoloji kullanan ve BDT müdahalelerinin değil, psikodinamik müdahalelerin hem bilişsel hem de psikodinamik tedavilerde başarılı sonuçları öngördüğünü bildiren daha önceki bir çalışmanın sonuçlarını yinelemiştir (Jones & Pulos, 1993).
Farklı araştırma yöntemleri kullanan bağımsız bir araştırma ekibi de psikodinamik yöntemlerin bilişsel terapide başarılı sonuçları öngördüğünü bulmuştur (Castonguay, Goldfried, Wiser, Raue ve Hayes, 1996). Çalışma, Beck’in tedavi modeline (Beck, Rush, Shaw ve Emery, 1979) göre yürütülen bilişsel terapinin sonuçlarını değerlendirmiş ve elde edilen bulgular depresyon için bilişsel terapinin etkililiğine kanıt olarak rapor edilmiştir (Hollon ve ark., 1992).
Araştırmacılar, 64 ayaktan hastadan oluşan bir örneklemde rastgele seçilen terapi seanslarının kelimesi kelimesine transkriptlerini üç değişken açısından değerlendirmiştir. Birinci değişken çalışma ittifakının kalitesidir. Günümüzde yaygın olarak kabul edilen çalışma ittifakı (ya da terapötik ittifak) kavramı, birçok terapi biçiminde özgül olmayan veya “ortak” bir faktör olarak görülmektedir. Bununla birlikte, birçok kişi bu kavramın doğrudan psikanalizden türediğini ve kırk yılı aşkın süredir psikanalitik teori ve uygulamada merkezi bir rol oynadığını gözden kaçırmaktadır (bkz. Greenson, 1967; Horvath & Luborsky, 1993). İkinci değişken, terapistin bilişsel terapi modelini uygulama derecesidir (yani depresif duygulanıma neden olduğuna inanılan çarpık bilişlere odaklanma). Üçüncü değişken ise “deneyimleme” olarak adlandırılmış ve psikanalitik sürecin özünü iyi bir biçimde yakalamıştır:
Deneyimleme sürecinin alt aşamalarında danışan olaylar, fikirler veya başkaları hakkında konuşur (Aşama 1); kendisinden bahseder ancak duygularını ifade etmez (Aşama 2); ya da duygularını ifade eder ancak bunu yalnızca dış koşullarla ilişkili olarak yapar (Aşama 3). Daha üst aşamalarda danışan doğrudan duygularına ve kendisi hakkındaki düşüncelerine odaklanır (Aşama 4), içsel deneyimlerini keşfetmeye başlar (Aşama 5) ve daha önce örtük olan duyguların ve anlamların farkına varır (Aşama 6). En yüksek aşama (7), derinleşen kendini anlama sürecinin sürdüğünü ifade eder (Castonguay ve ark., 1996, s. 499).
Özellikle dikkat çeken ifade, “daha önce örtük olan duyguların ve anlamların farkına varma” ifadesidir. Örtük terimi, başlangıçta bilinçli olmayan zihinsel yaşantının yönlerini ifade eder. Örtük olanı görünür kılma çabası, psikanalizin ilk günlerinden beri bilinçdışını bilinçli hâle getirme temel hedefiyle örtüşmektedir (Freud, 1896/1962).
Depresyon için manuelize edilmiş bilişsel terapi üzerine yapılan bu çalışmada şu bulgular elde edilmiştir: (a) çalışma ittifakı tüm sonuç ölçümlerinde hastanın iyileşmesini öngörmüştür; (b) psikodinamik süreç (“deneyimleme”) tüm sonuç ölçümlerinde iyileşmeyi öngörmüştür; ve (c) terapistin bilişsel tedavi modeline bağlılığı (yani çarpık bilişlere odaklanma) daha kötü sonuçları öngörmüştür. Farklı bir metodoloji kullanan sonraki bir çalışma, bilişsel değişime yönelik müdahalelerin daha kötü sonuçları öngördüğü bulgusunu yinelemiştir (Hayes, Castonguay ve Goldfried, 1996). Buna karşılık kişilerarası ilişkilerin tartışılması ve erken dönem bakım verenlerle olan geçmiş deneyimlerin keşfedilmesi — her ikisi de psikodinamik tekniğin temel özellikleri — başarılı sonuçları öngörmüştür.
Bu bulgular, bilişsel tekniklerin zararlı olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Nitekim diğer çalışmalar, BDT teknikleri ile sonuçlar arasında olumlu ilişkiler bildirmiştir (Feeley, DeRubeis ve Gelfand, 1999; Strunk, DeRubeis, Chiu ve Alvarez, 2007; Tang ve DeRubeis, 1999). Seansların kelimesi kelimesine transkriptlerine dayanan niteliksel analizler, bilişsel müdahalelerle ilişkili zayıf sonuçların bazı terapistlerin bilişsel tedavi modelini dogmatik, katı veya duyarsız biçimde uygulamalarından kaynaklanabileceğini göstermiştir (Castonguay ve ark., 1996). Hiçbir terapi okulu dogmatizm veya terapötik duyarsızlık konusunda tekel sahibi değildir (psikanalizin tarihi de dogmatik aşırılık örnekleri içermektedir). Bununla birlikte bulgular, daha etkili terapistlerin uzun süredir psikanalitik teori ve uygulamanın merkezinde yer alan terapötik süreçleri kolaylaştırdığını göstermektedir.
Diğer ampirik çalışmalar da, araştırmacıların yöntemleri açıkça “psikodinamik” olarak tanımlayıp tanımlamamasından bağımsız olarak, psikodinamik yöntemler ile başarılı sonuçlar arasında bağlantılar olduğunu göstermiştir (örneğin Barber, Crits-Christoph ve Luborsky, 1996; Diener, Hilsenroth ve Weinberger, 2007; Gaston, Thompson, Gallagher, Cournoyer).
Dodo Kuşunun Uçuşu
Bu bölümün başlığı, psikoterapi araştırma literatüründe Dodo kuşu kararı olarak bilinen olguya bir göndermedir. Rosenzweig (1936) ve daha sonra Luborsky, Singer ve Luborsky (1975), dönemin psikoterapi sonuçları literatürünü inceledikten sonra Alice Harikalar Diyarı’nda yer alan Dodo kuşunun sonucuna ulaşmışlardır: “Herkes kazandı ve herkes ödül almalı.” Farklı terapilerin sonuçları şaşırtıcı biçimde eşdeğer bulunmuş ve hiçbir psikoterapi biçiminin diğerine üstün olmadığı görülmüştür. Aktif tedaviler arasında fark bulunan nadir durumlarda ise bulgular çoğunlukla araştırmacıların tercih ettiği tedaviyi destekleme eğilimi göstermiştir (araştırmacı bağlılığı etkisi; Luborsky ve ark., 1999).
Sonraki araştırmalar, Dodo kuşu kararını büyük ölçüde değiştirmemiştir (Lambert & Ogles, 2004; Wampold, Minami, Baskin ve Callen Tierney, 2002). Örneğin, depresyon için BDT ile kısa süreli psikodinamik terapiyi doğrudan karşılaştıran çalışmalar, BDT’nin psikodinamik terapiden daha etkili olduğunu ya da bunun tersini göstermiştir (Cuijpers ve ark., 2008; Leichsenring, 2001). Leichsenring (2001), her iki tedavinin de Amerikan Psikoloji Derneği’nin Psikolojik Prosedürlerin Tanıtımı ve Yaygınlaştırılması Çalışma Grubu (1995; Chambless ve ark., 1998) tarafından belirlenen ölçütlere göre ampirik olarak desteklenen tedaviler olarak değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Bazı çalışmalarda, çoğu uygulayıcının yetersiz bulacağı sekiz seanslık psikodinamik tedaviler 16 seanslık BDT ile karşılaştırılmıştır; buna rağmen bu çalışmalarda da sonuçlar benzer bulunmuştur (Barkham ve ark., 1996; Shapiro ve ark., 1994).
Sonuç çalışmalarının başarısız görünmesinin birçok nedeni vardır. Önemli farklılıklar mevcut olsa bile bunlar tedaviler arası farkları ortaya koymayabilir. Ayrıca mevcut araştırma yöntemlerinin sınırlılıkları ve incelenmemiş varsayımları da tartışılmıştır (Goldfried & Wolfe, 1996; Norcross, Beutler ve Levant, 2005; Westen ve ark., 2004). Burada, psikodinamik terapinin amaçladığı ile sonuç çalışmalarının tipik olarak ölçtüğü arasındaki uyumsuzluk gibi önemli bir sınırlılığa odaklanılmaktadır.
Daha önce belirtildiği üzere, psikodinamik terapinin hedefleri akut semptomların hafifletilmesini içerir ancak bunun ötesine geçer. Psikolojik sağlık yalnızca semptom yokluğu değildir; bireyin daha fazla özgürlük ve olasılık duygusuyla yaşamasını sağlayan içsel kapasitelerin ve kaynakların varlığıdır. Sonuç çalışmalarında yaygın olarak kullanılan semptom odaklı ölçümler (örneğin Beck Depresyon Envanteri [Beck, Ward, Mendelson, Mock ve Erbaugh, 1961] ya da Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği [Hamilton, 1960]) bu tür içsel kapasiteleri değerlendirmeyi amaçlamaz (Blatt & Auerbach, 2003; Kazdin, 2008). Bu nedenle Dodo kuşu kararı, psikoterapi sırasında değişebilen fenomenlerin geniş yelpazesini yeterince değerlendiremeyen araştırmaların hem psikodinamik hem de psikodinamik olmayan tedaviler açısından sınırlılığını yansıtıyor olabilir.
Shedler–Westen Değerlendirme Prosedürü (SWAP; Shedler & Westen, 2007; Westen & Shedler, 1999a, 1999b), psikoterapinin geliştirebileceği içsel kapasite ve kaynakları değerlendirmeye yönelik bir yöntemdir. SWAP, sağlıklı ve patolojik geniş bir kişilik süreçleri yelpazesini kapsayan, klinisyen tarafından doldurulan (öz-bildirim olmayan) bir değerlendirme aracıdır. Kuramsal yönelimden bağımsız klinisyenler tarafından puanlanabilmesi ve geniş ölçüt alanı sayesinde yüksek güvenirlik ve geçerlik göstermiştir (Shedler & Westen, 2007; Westen & Shedler, 2007). SWAP, teorik yönelimleri farklı klinisyenlerin ortaklaşa tanımladığı ruh sağlığı boyutlarını içeren ve ampirik olarak türetilmiş bir Sağlıklı İşlevsellik Endeksi de barındırır (Westen & Shedler, 1999a, 1999b). Birçok tedavi, ilaçlar da dahil olmak üzere, kısa vadede akut semptomları azaltabilir; ancak tüm terapiler SWAP’ın değerlendirdiği türden altta yatan psikolojik süreç değişimini hedeflemeyebilir.
Psikodinamik yönelimli araştırmacılar da içsel kapasite ve kaynaklardaki değişimi değerlendiren kapsamlı sonuç çalışmaları henüz yürütmemiş olsa da, mevcut bulgular gelecekteki araştırmalar için yön göstermektedir. Örneğin sınırda kişilik bozukluğu tanısı olan bir kadın hastanın, tedavi öncesi ve iki yıllık psikodinamik terapi sonrasında bağımsız değerlendiriciler tarafından SWAP ile değerlendirildiği bir vaka çalışması bulunmaktadır (Lingiardi, Shedler ve Gazzillo, 2006). Psikopatoloji ölçeklerinde belirgin düşüşlerin yanı sıra empati kapasitesinde artış; başkalarının ihtiyaç ve duygularına duyarlılıkta artış; yoğun duygulanım durumlarında alternatif bakış açılarını fark etme becerisinde artış; kendini yatıştırma ve düzenleme becerilerinde gelişme; eylemlerinin sonuçlarını öngörebilme; kendini sözel olarak ifade etme becerisinde artış; insanları ve durumları daha dengeli değerlendirme; mizah anlayışında gelişme; ve özellikle acı verici geçmiş deneyimleri bütünleştirme ve anlamlandırma gibi kazanımlar bildirilmiştir. Hastanın SWAP Sağlıklı İşlevsellik Endeksi puanı tedavi süresince yaklaşık iki standart sapma artmıştır.
İkinci bir çalışmada, psikanalize başlayan 26 hasta ile psikanalizi tamamlayan 26 hasta SWAP kullanılarak karşılaştırılmıştır (Cogan & Porcerelli, 2005). Psikanalizi tamamlayan grup, depresyon, anksiyete, suçluluk, utanç, yetersizlik duyguları ve reddedilme korkusunu değerlendiren maddelerde anlamlı biçimde daha düşük puanlar almıştır. Buna karşılık içsel güç ve kapasiteyi değerlendiren maddelerde anlamlı biçimde daha yüksek puanlar elde edilmiştir (bkz. Tablo 2). Bu bulgular arasında uzun vadeli hedefleri sürdürme memnuniyeti, zorluklardan haz alma, başarılardan keyif alma, yetenek ve becerileri kullanabilme, yaşam etkinliklerinden memnuniyet ve empati gibi alanlar yer almaktadır.
Kaynaklar:
Abbass, A. A., Hancock, J. T., Henderson, J., & Kisely, S. (2006).
Short-term psychodynamic psychotherapies for common mental disorders.
Cochrane Database of Systematic Reviews, Issue 4, Article No.
CD004687. doi:10.1002/14651858.CD004687.pub3
Abbass, A., Kisely, S., & Kroenke, K. (2009). Short-term psychodynamic
psychotherapy for somatic disorders: Systematic review and metaanalysis
of clinical trials. Psychotherapy and Psychosomatics, 78, 265–
274. doi:10.1159/000228247
Ablon, J. S., & Jones, E. E. (1998). How expert clinicians’ prototypes of
an ideal treatment correlate with outcome in psychodynamic and cognitive-
behavioral therapy. Psychotherapy Research, 8, 71–83. doi:
10.1080/10503309812331332207
Ablon, J. S., & Jones, E. E. (2002). Validity of controlled clinical trials of
psychotherapy: Findings from the NIMH Treatment of Depression
Collaborative Research Program. American Journal of Psychiatry, 159,
775–783.
American Psychiatric Association. (1994). Diagnostic and statistical
manual of mental disorders (4th ed.). Washington, DC: Author.
Anderson, E. M., & Lambert, M. J. (1995). Short-term dynamically
oriented psychotherapy: A review and meta-analysis. Clinical Psychology
Review, 15, 503–514. doi:10.1016/0272-7358(95)00027-M
Barber, J., Crits-Christoph, P., & Luborsky, L. (1996). Effects of therapist
adherence and competence on patient outcome in brief dynamic therapy.
Journal of Consulting and Clinical Psychology, 64, 619–622.
doi:10.1037/0022-006X.64.3.619
Barkham, M., Rees, A., Shapiro, D. A., Stiles, W. B., Agnew, R. M.,
Halstead, J., . . . Harrington, V. M. G. (1996). Outcomes of time-limited
psychotherapy in applied settings: Replication of the second Sheffield
Psychotherapy Project. Journal of Consulting and Clinical Psychology,
64, 1079–1085. doi:10.1037/0022-006X.64.5.1079
Barlow, D. H., & Durand, V. M. (2005). Abnormal psychology: An
integrative approach (4th ed.). Pacific Grove, CA: Brooks/Cole.
Bateman, A., & Fonagy, P. (2008). 8-year follow-up of patients treated for
borderline personality disorder: Mentalization-based treatment versus
treatment as usual. American Journal of Psychiatry, 165, 631–638.
doi:10.1176/appi.ajp.2007.07040636
Beck, A. T., Rush, A. J., Shaw, B. F., & Emery, G. (1979). Cognitive
therapy of depression. New York, NY: Guilford Press.
Beck, A. T., Ward, C. H., Mendelson, M., Mock, J., & Erbaugh, J. (1961).
An inventory for measuring depression. Archives of General Psychiatry,
4, 561–571.
Blagys, M. D., & Hilsenroth, M. J. (2000). Distinctive activities of
short-term psychodynamic-interpersonal psychotherapy: A review of
the comparative psychotherapy process literature. Clinical Psychology:
Science and Practice, 7, 167–188.
Blagys, M. D., & Hilsenroth, M. J. (2002). Distinctive activities of
cognitive– behavioral therapy: A review of the comparative psychotherapy
process literature. Clinical Psychology Review, 22, 671–706. doi:
10.1016/S0272-7358(01)00117-9
Blatt, S. J., & Auerbach, J. S. (2003). Psychodynamic measures of
therapeutic change. Psychoanalytic Inquiry, 23, 268–307.
Blatt, S. J., & Zuroff, D. C. (2005). Empirical evaluation of the assumptions
in identifying evidence based treatments in mental health. Clinical
Psychology Review, 25, 459–486. doi:10.1016/j.cpr.2005.03.001
Bornstein, R. (1988). Psychoanalysis in the undergraduate curriculum:
The treatment of psychoanalytic theory in abnormal psychology texts.
Psychoanalytic Psychology, 5, 83–93. doi:10.1037/h0085122
Bornstein, R. (1995, Spring). Psychoanalysis in the undergraduate curriculum:
An agenda for the psychoanalytic researcher. Bulletin of the
Psychoanalytic Research Society, 4(1). Retrieved from http://www.
columbia.edu/ hc137/prs/v4n1/v4n1!2.htm
Bornstein, R. (2001). The impending death of psychoanalysis. Psychoanalytic
Psychology, 18, 3–20. doi:10.1037/0736-9735.18.1.3
Burum, B. A., & Goldfried, M. R. (2007). The centrality of emotion to
psychological change. Clinical Psychology: Science and Practice, 14,
407–413. doi:10.1111/j.1468-2850.2007.00100.x
Castonguay, L. G., Goldfried, M. R., Wiser, S. L., Raue, P. J., & Hayes,
A. M. (1996). Predicting the effect of cognitive therapy for depression:
A study of unique and common factors. Journal of Consulting and
Clinical Psychology, 64, 497–504. doi:10.1037/0022-006X.64.3.497
Chambless, D. L., Baker, M., Baucom, D. H., Beutler, L. E., Calhoun,
K. S., Crits-Christoph, P., . . . Woody, S. R. (1998). Update on empirically
validated therapies, II. The Clinical Psychologist, 51(1), 3–16.
Churchill, R., Hunot, V., Corney, R., Knapp, M., McGuire, H., Tylee, A.,
& Wessely, S. (2001). A systematic review of controlled trials of the
effectiveness and cost-effectiveness of brief psychological treatments for depression. Health Technology Assessment, 5, 1–173. doi:10.3310/
hta5350
Clarkin, J. F., Levy, K. N., Lenzenweger, M. F., & Kernberg, O. F. (2007).
Evaluating three treatments for borderline personality disorder: A multiwave
study. American Journal of Psychiatry, 164, 922–928. doi:
10.1176/appi.ajp.164.6.922
Cogan, R., & Porcerelli, J. H. (2005). Clinician reports of personality
pathology of patients beginning and patients ending psychoanalysis.
Psychology and Psychotherapy: Theory, Research, and Practice, 78,
235–248.
Cohen, J. (1988). Statistical power analysis for the behavioral sciences
(2nd ed.). Hillsdale, NJ: Erlbaum.
Crews, F. (1996). The verdict on Freud. Psychological Science, 7, 63–67.
Cuijpers, P., van Straten, A., Andersson, G., & van Oppen, P. (2008).
Psychotherapy for depression in adults: A meta-analysis of comparative
outcome studies. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 76,
909–922. doi:10.1037/a0013075
Cuijpers, P., van Straten, A., & Warmerdam, L. (2007). Behavioral
activation treatments of depression: A meta-analysis. Clinical Psychology
Review, 27, 318–326. doi:10.1016/j.cpr.2006.11.001
de Maat, S., Dekker, J., Schoevers, R., & de Jonghe, F. (2006). Relative
efficacy of psychotherapy and pharmacotherapy in the treatment of
depression: A meta-analysis. Psychotherapy Research, 16, 562–572.
doi:10.1080/10503300600756402
de Maat, S., de Jonghe, F., Schoevers, R., & Dekker, J. (2009). The
effectiveness of long-term psychoanalytic therapy: A systematic review
of empirical studies. Harvard Review of Psychiatry, 17, 1–23. doi:
10.1080/16073220902742476
Diener, M. J., Hilsenroth, M. J., & Weinberger, J. (2007). Therapist affect
focus and patient outcomes in psychodynamic psychotherapy: A metaanalysis.
American Journal of Psychiatry, 164, 936–941. doi:10.1176/
appi.ajp.164.6.936
Elkin, I., Shea, T., Watkins, J. T., Imber, S. D., Sotsky, S. M., Collins,
J. F., . . . Parloff, M. B. (1989). National Institutes of Mental Health
Treatment of Depression Collaborative Research Program. Archives of
General Psychiatry, 46, 971–982.
Feeley, M., DeRubeis, R. J., & Gelfand, L. A. (1999). The temporal
relation of adherence and alliance to symptom change in cognitive
therapy for depression. Journal of Consulting and Clinical Psychology,
67, 578–582. doi:10.1037/0022-066X.67.4.578
Freud, S. (1962). Further remarks on the neuro-psychoses of defence. In
J. Strachey (Ed. and trans.), The standard edition of the complete
psychological works of Sigmund Freud (Vol. 3, pp. 157–185). London,
England: Hogarth Press. (Original work published 1896)
Gabbard, G. O. (2004). Long-term psychodynamic psychotherapy: A basic
text. Washington, DC: American Psychiatric Publishing.
Gaston, L., Thompson, L., Gallagher, D., Cournoyer, L., & Gagnon, R.
(1998). Alliance, technique, and their interactions in predicting outcome
of behavioral, cognitive, and brief dynamic therapy. Psychotherapy
Research, 8, 190–209. doi:10.1080/10503309812331332307
Gloaguen, V., Cottraux, J., Cucherat, M., & Blackburn, I. (1998). A
meta-analysis of the effects of cognitive therapy in depressed patients.
Journal of Affective Disorders, 49, 59–72.
Goldfried, M. R., & Wolfe, B. E. (1996). Psychotherapy practice and
research: Repairing a strained alliance. American Psychologist, 51,
1007–1016. doi:10.1037/0003-066X.51.10.1007
Greenson, R. R. (1967). The technique and practice of psychoanalysis.
New York, NY: International Universities Press.
Haby, M. M., Donnelly, M., Corry, J., & Vos, T. (2006). Cognitive
behavioural therapy for depression, panic disorder and generalized
anxiety disorder: A meta-regression of factors that may predict outcome.
Australian and New Zealand Journal of Psychiatry, 40, 9–19.
Hamilton, M. A. (1960). A rating scale for depression. Journal of Neurology,
Neurosurgery, and Psychiatry, 23, 56–61. doi:10.1136/
jnnp.23.1.56
Hansell, J. (2005). Writing an undergraduate textbook: An analyst’s
strange journey. Psychologist–Psychoanalyst, 24(4), 37–38. Retrieved
Hayes, A. M., Castonguay, L. G., & Goldfried, M. R. (1996). Effectiveness
of targeting the vulnerability factors of depression in cognitive
therapy. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 64, 623–627.
doi:10.1037/0022-006X.64.3.623
Hayes, A., & Strauss, J. (1998). Dynamic systems theory as a paradigm
for the study of cognitive change in psychotherapy: An application of
cognitive therapy for depression. Journal of Consulting and Clinical
Psychology, 66, 939–947. doi:10.1037/0022-006X.66.6.939
Hedges, L. V. (1982). Estimation of effect size from a series of independent
experiments. Psychological Bulletin, 92, 490–499. doi:10.1037/
0033-2909.92.2.490
Hilsenroth, M., Ackerman, S., Blagys, M., Baity, M., & Mooney, M.
(2003). Short-term psychodynamic psychotherapy for depression: An
evaluation of statistical, clinically significant, and technique specific
change. Journal of Nervous and Mental Disease, 191, 349–357. doi:
10.1097/00005053-200306000-00001
Høglend, P., Bøgwald, K.-P., Amlo, S., Marble, A., Ulberg, R., Sjaastad,
M. C., . . . Johansson, P. (2008). Transference interpretations in dynamic
psychotherapy: Do they really yield sustained effects? American
Journal of Psychiatry, 165, 763–771.
Hollon, S. D., DeRubeis, R. J., Evans, M. D., Wiemer, M. J., Garvey,
M. J., Grove, M. W., & Tuasn, V. B. (1992). Cognitive therapy and
pharmacotherapy for depression: Singly and in combination. Archives
of General Psychiatry, 49, 774–781.
Hollon, S. D., DeRubeis, R. J., Shelton, R. C., Amsterdam, J. D.,
Salomon, R. M., O’Reardon, J. P., . . . Gallop, R. (2005). Prevention of
relapse following cognitive therapy vs medications in moderate to
severe depression. Archives of General Psychiatry, 62, 417–422.
Horvath, A. O., & Luborsky, L. (1993). The role of the therapeutic
alliance in psychotherapy. Journal of Consulting and Clinical Psychology,
61, 561–573. doi:10.1037/0022-006X.61.4.561
Jones, E. E. (2000). Therapeutic action: A guide to psychoanalytic therapy.
Northvale, NJ: Jason Aronson.
Jones, E. E., & Pulos, S. M. (1993). Comparing the process in psychodynamic
and cognitive behavioral therapies. Journal of Consulting and
Clinical Psychology, 61, 306–316. doi:10.1037/0022-006X.61.2.306
Kazdin, A. E. (2007). Mediators and mechanisms of change in psychotherapy
research. Annual Review of Clinical Psychology, 3, 1–27.
doi:10.1146/annurev.clinpsy.3.022806.091432
Kazdin, A. E. (2008). Evidence-based treatment and practice: New opportunities
to bridge clinical research and practice, enhance the knowledge
base, and improve patient care. American Psychologist, 63, 146–
159. doi:10.1037/0003-066X.63.3.146
Kihlstrom, J. F. (1999). A tumbling ground for whimsies? Contemporary
Psychology, 44, 376–378. doi:10.1037/002604
Lambert, M. J., & Ogles, B. M. (2004). The efficacy and effectiveness of
psychotherapy. In M. Lambert (Ed.), Bergin and Garfield’s handbook
of psychotherapy and behavior change (5th ed., pp. 139–193). New
York, NY: Wiley.
Leichsenring, F. (2001). Comparative effects of short-term psychodynamic
psychotherapy and cognitive-behavioral therapy in depression: A
meta-analytic approach. Clinical Psychology Review, 21, 401–419.
Leichsenring, F. (2005). Are psychodynamic and psychoanalytic therapies
effective? International Journal of Psychoanalysis, 86, 841–868.
Leichsenring, F., & Leibing, E. (2003). The effectiveness of psychodynamic
therapy and cognitive behavior therapy in the treatment of
personality disorders: A meta-analysis. American Journal of Psychiatry,
160, 1223–1232.
Leichsenring, F., & Rabung, S. (2008). Effectiveness of long-term psychodynamic
psychotherapy: A meta-analysis. Journal of the American
Medical Association, 300, 1551–1565.
Leichsenring, F., Rabung, S., & Leibing, E. (2004). The efficacy of
short-term psychodynamic psychotherapy in specific psychiatric disorders:
A meta-analysis. Archives of General Psychiatry, 61, 1208–1216.
Levy, K. N., Meehan, K. B., Kelly, K. M., Reynoso, J. S., Weber, M.,
Clarkin, J. F., & Kernberg, O. F. (2006). Change in attachment patterns
and reflective function in a randomized control trial of transference
focused psychotherapy for borderline personality disorder. Journal of
Consulting and Clinical Psychology, 74, 1027–1040. doi:10.1037/
0022-006X.74.6.1027
Linehan, M. M. (1993). Cognitive behavioral treatment of borderline
personality disorder. New York, NY: Guilford Press.
Lingiardi, V., Shedler, J., & Gazzillo, F. (2006). Assessing personality
change in psychotherapy with the SWAP-200: A case study. Journal of
Personality Assessment, 86, 23–32.
Lipsey, M. W., & Wilson, D. B. (1993). The efficacy of psychological educational, and behavioral treatment: Confirmation from metaanalysis.
American Psychologist, 48, 1181–1209. doi:10.1037/0003-
066X.48.12.1181
Lipsey, M. W., & Wilson, D. B. (2001). Practical meta-analysis. Thousand
Oaks, CA: Sage.
Luborsky, L., Diguer, L., Seligman, D. A., Rosenthal, R., Krause, E. D.,
Johnson, S., . . . Schweizer, E. (1999). The researcher’s own therapy
allegiances: A “wild card” in comparisons of treatment efficacy. Clinical
Psychology: Science and Practice, 6, 95–106. doi:10.1093/
clipsy.6.1.95
Luborsky, L., Singer, B., & Luborsky, L. (1975). Comparative studies of
psychotherapy. Archives of General Psychiatry, 32, 995–1008.
McWilliams, N. (2004). Psychoanalytic psychotherapy: A practitioner’s
guide. New York, NY: Guilford Press.
Messer, S. B., & Abbass, A. A. (in press). Evidence-based psychodynamic
therapy with personality disorders. In J. Magnavita (Ed.), Evidencebased
treatment of personality dysfunction: Principles, methods and
processes. Washington, DC: American Psychological Association.
Meyer, G. J., Finn, S. E., Eyde, L. D., Kay, G. G., Moreland, K. L., Dies,
R. R., . . . Reed, G. M. (2001). Psychological testing and psychological
assessment: A review of evidence and issues. American Psychologist,
56, 128–165. doi:10.1037/0003-066X.56.2.128
Milrod, B., Leon, A. C., Busch, F., Rudden, M., Schwalberg, M., Clarkin,
J., . . . Shear, M. K. (2007). A randomized control trial of psychoanalytic
psychotherapy for panic disorder. American Journal of Psychiatry,
164, 265–272. doi:10.1176/appi.ajp.164.2.265
Moncrieff, J., Wessely, S., & Hardy, R. (2004). Active placebos versus
antidepressants for depression. Cochrane Database of Systematic Reviews,
Issue 1, Article No. CD003012. doi:10.1002/14651858.
CD003012.pub2
Norcross, J. C. (Ed.). (2002). Psychotherapy relationships that work:
Therapist contributions and responsiveness to patients. New York, NY:
Oxford University Press.
Norcross, J. C. (2005). The psychotherapist’s own psychotherapy: Educating
and developing psychologists. American Psychologist, 60, 840–
850. doi:10.1037/0003-066X.60.8.840
Norcross, J. C., Beutler, L. E., & Levant, R. F. (Eds.). (2005). Evidence
based practices in mental health: Debate and dialogue on the fundamental
questions. Washington, DC: American Psychological Association.
Öst, L. G. (2008). Efficacy of the third wave of behavioral therapies: A
systematic review and meta-analysis. Behaviour Research and Therapy,
46, 296–321. doi:10.1016/j.brat.2007.12.005
Pos, A. E., Greenberg, L. S., Goldman, R. N., & Korman, L. M. (2003).
Emotional processing during experiential treatment of depression. Journal
of Consulting and Clinical Psychology, 71, 1007–1016. doi:
10.1037/0022-066X.71.6.1007
Redmond, J., & Shulman, M. (2008). Access to psychoanalytic ideas in
American undergraduate institutions. Journal of the American Psychoanalytic
Association, 56, 391–408. doi:10.1177/0003065108318639
Robinson, L. A., Berman, J. S., & Neimeyer, R. A. (1990). Psychotherapy
for the treatment of depression: A comprehensive review of controlled
outcome research. Psychological Bulletin, 108, 30–49. doi:10.1037/
0033-2909.108.1.30
Rosenthal, R. (1991). Meta-analytic procedures for social research. Newbury
Park, CA: Sage.
Rosenthal, R., & DiMatteo, M. R. (2001). Meta-analysis: Recent developments
in quantitative methods for literature reviews. Annual Review
of Psychology, 52, 59–82.
Rosenthal, R., & Rosnow, R. L. (2008). Essentials of behavioral research:
Methods and data analysis (3rd ed.). New York, NY: McGraw-Hill.
Rosenzweig, S. (1936). Some implicit common factors in diverse methods
of psychotherapy. American Journal of Orthopsychiatry, 6, 412–415.
(Reprinted in Journal of Psychotherapy Integration, 2002, 12, 5–9.
doi:10.1037/1053-0479.12.1.5)
Shapiro, D. A., Barkham, M., Rees, A., Hardy, G. E., Reynolds, S., & Startup, M. (1994). Effects of treatment duration and severity of depression
on the effectiveness of cognitive-behavioral and psychodynamic-
interpersonal psychotherapy. Journal of Consulting and Clinical
Psychology, 62, 522–534. doi:10.1037/0022-066X.62.3.522
Shedler, J. (2006a). That was then, this is now: Psychoanalytic psychotherapy
for the rest of us. Retrieved from http://psychsystems.net/
shedler.html
Shedler, J. (2006b). Why the scientist–practitioner schism won’t go away.
The General Psychologist, 41(2), 9–10. Retrieved from http://
Shedler, J., & Westen, D. (2007). The Shedler–Westen Assessment Procedure
(SWAP): Making personality diagnosis clinically meaningful.
Journal of Personality Assessment, 89, 41–55.
Smith, M. L., Glass, G. V., & Miller, T. I. (1980). The benefits of
psychotherapy. Baltimore, MD: Johns Hopkins University Press.
Strunk, D. R., DeRubeis, R. J., Chiu, A. W., & Alvarez, J. (2007).
Patients’ competence in and performance of cognitive therapy skills:
Relation to the reduction of relapse risk following treatment for depression.
Journal of Consulting and Clinical Psychology, 75, 523–530.
doi:10.1037/0022-006X.75.4.523
Tang, T., & DeRubeis, R. (1999). Sudden gains and critical session in
cognitive-behavioral therapy for depression. Journal of Consulting and
Clinical Psychology, 67, 894–904. doi:10.1037/0022-006X.67.6.894
Task Force on Promotion and Dissemination of Psychological Procedures.
(1995). Training in and dissemination of empirically-validated treatments:
Report and recommendations. The Clinical Psychologist, 48(1),
3–23.
Thombs, B. D., Bassel, M., & Jewett, L. R. (2009). Analyzing effectiveness
of long-term psychodynamic psychotherapy. Journal of the American
Medical Association, 301, 930.
Turner, E. H., Matthews, A. M., Linardatos, E., Tell, R. A., & Rosenthal,
R. (2008). Selective publication of antidepressant trials and its influence
on apparent efficacy. New England Journal of Medicine, 358, 252–260.
Vocisano, C., Klein, D. N., Arnow, B., Rivera, C., Blalock, J. A., Rothbaum,
B., . . . Thase, M. E. (2004). Therapist variables that predict
change in psychotherapy with chronically depressed outpatients. Psychotherapy,
41, 255–265. doi:10.1037/0033-3204.41.3.255
Wampold, B. E., Minami, T., Baskin, T. W., & Callen Tierney, S. (2002).
A meta-(re)analysis of the effects of cognitive therapy versus “other
therapies” for depression. Journal of Affective Disorders, 68, 159–165.
Westen, D. (1998). The scientific legacy of Sigmund Freud: Toward a
psychodynamically informed psychological science. Psychological
Bulletin, 124, 333–371. doi:10.1037/0033-2909.124.3.333
Westen, D., Gabbard, G., & Blagov, P. (2006). Back to the future:
Personality structure as a context for psychopathology. In R. F. Krueger
& J. L. Tackett (Eds.), Personality and psychopathology (pp. 335–384).
New York, NY: Guilford Press.
Westen, D., Novotny, C. M., & Thompson-Brenner, H. (2004). The
empirical status of empirically supported psychotherapies: Assumptions,
findings, and reporting in controlled clinical trials. Psychological
Bulletin, 130, 631–663. doi:10.1037/0033-2909.130.4.631
Westen, D., Novotny, C. M., & Thompson-Brenner, H. (2005). EBP
EST: Reply to Crits-Christoph et al. (2005). and Weisz et al. (2005).
Psychological Bulletin, 131, 427–433. doi:10.1037/0033-2909.
131.3.427
Westen, D., & Shedler, J. (1999a). Revising and assessing Axis II, Part 1:
Developing a clinically and empirically valid assessment method.
American Journal of Psychiatry, 156, 258–272.
Westen, D., & Shedler, J. (1999b). Revising and assessing Axis II, Part 2:
Toward an empirically based and clinically useful classification of
personality disorders. American Journal of Psychiatry, 156, 273–285.
Westen, D., & Shedler, J. (2007). Personality diagnosis with the Shedler–
Westen Assessment Procedure (SWAP): Integrating clinical and statistical
measurement and prediction. Journal of Abnormal Psychology,
116, 810–822. doi:10.1037/0021-843X.116.4.810
* Bu makale 19 Şubat 2026 tarihinde https://www.apa.org/pubs/journals/releases/amp-65-2-98.pdf adresinden indirilmiş ve Türkçe’ye çevrilmiştir.
a



Yorumlar