GEBELİK VE DOĞUM SONRASI DÖNEMDE RUHSAL BOZUKLUKLAR | Uzm. Dr. Necip Çapraz
- 4 Şub
- 3 dakikada okunur
“Kadınların anneliği, cinsiyet-toplumsal cinsiyet düzeninin temel örgütsel bir özelliğidir: Cinsiyete dayalı işbölümünün temelidir. Kadınların kapasitelerine ve doğasına ilişkin bir ideoloji kadar, eril tahakküm psikolojisi ve ideolojisi de üretmektedir(1)”

Gebelik, doğum ve doğum sonrası dönem kadınlar için fiziksel, anatomik ve hormonal açıdan çeşitli zorluklar taşır. Ancak bu süreçler yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin önemli zorlukları da içerir. Birçok kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde de birincil ebeveynlik çoğunlukla annelik üzerinden kadınlardan beklenir. Oysa bu beklentinin yalnızca fizyolojik ve anatomik nedenlerle açıklanamayacak kadar karmaşık bağlantıları olduğunu düşünüyorum.
Bir kadının gebe kaldığı ilk andan itibaren, doğum süreci ve doğum sonrası bebek bakımıyla ilgili tüm yapılması gerekenleri zaten bildiği varsayılır. Bunların öğrenilmesi gerekebilecek beceriler olduğu ve bu süreçte yardıma ihtiyaç duyulabileceği çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa bakım verme ve ebeveynlik, öngörülen ve dayatılan davranış kalıplarıyla otomatik olarak ortaya çıkmaz; aksine önemli bir psikolojik kapasite gerektirir.
Bu psikolojik kapasite, kadının ya da erkeğin kendi birincil bakımvereniyle kurduğu erken dönem ilişkilerle yakından ilişkilidir. Bu ilişkiler hem ebeveyn–bebek bağı kurmaya dair temel bir kapasitenin hem de bu yakın ilişki içinde olma arzusunun temelini oluşturur (1).
Doğum Sonrası Ruhsal Sağlık ve “Geber Aşkım (Die My Love)” Filmi Üzerine
Yakın zamanda vizyona giren, Lynne Ramsay yönetmenliğindeki 2025 yapımı Geber Aşkım (Die My Love) filmini izledim. Film, doğum sonrası dönemde ruhsal sağlığın ne denli ciddi biçimde etkilenebileceğini yeniden düşünmeme neden oldu.
Issız sayılabilecek bir yere yerleşip çocuk sahibi olan ve bebeğini büyütürken ruhsal sağlığı giderek bozulan Grace’in hikâyesiyle karşılaşırız. Daha ilk dakikalardan itibaren Grace’in psikolojik olarak taşımakta zorlandığı bir durumun içine çekiliriz. Eşi Jackson çalışmak için tüm gün evden uzaktayken, bebeğin bakımından birincil olarak sorumlu olan Grace’i, elinde büyükçe bir bıçakla evin yanındaki çayırda yatarken görürüz.
Uykusuzluk, belirgin mutsuzluk, artan alkol kullanımı, gerginlik ve tahammülsüzlük Grace’in ruhsal çözülüşünün işaretleridir. Ramsay, depresif hikâyeleri izleyiciye yalnızca anlatmakla kalmaz; izleyiciyi bu ruhsal dağılmanın içine de çeker. Film boyunca hem kendine zarar verme davranışlarına hem de zaman zaman gerçeklikten kopuş izlenimi veren sahnelere tanıklık ederiz. İzleyici olarak bu ruhsal çözülmenin içine girdiğim ve onu deneyimliyormuşum gibi hissettiğim anlar olduğunu söylemeliyim.
Annelik ve Kimlik Değişimi
Doğum yapmak ve bebek–çocuk bakımını birincil olarak üstlenen ebeveyn, yani anne olmak, beraberinde ciddi bir kimlik değişimini getirir. Nancy Chodorow, Anneliğin Yeniden Üretimi adlı eserinde bu durumu şöyle açıklar: “Bir kadın tarafından bakılmanın erken deneyimi, kadınlarda ve erkeklerde, annelerin bebeklerinden ayrı çıkarlarının olmaması ve bütün ilgisini bebeklerinin refahına yöneltmesi ile alakalı başlıca beklentilerden oluşan temel bir yapı üretmektedir” (1).
Filmde, Grace’in cinsel dürtülerinin arttığını ya da en azından bu ihtiyacını yitirmediğini görürüz; ancak bu durum eşi tarafından karşılık bulmaz. Grace, eşi için artık cinsel olarak arzulanan bir kadın olmaktan çok, bebeğin bakımından sorumlu bir anneye dönüşmüş gibidir. Yeni kimliğin getirdikleriyle eski kimliğe dair unsurlardan vazgeçmek zorunda kalıyor hissi yoğun bir içsel karmaşa yaratır.
Yazmak isteyen, çeşitli ilgi alanları olan Grace, bu alanlarda hiçbir şey yapamaz hale gelir. Eşi tarafından hem bebeğe hem eve getirilen köpeğe bakması beklenirken, diğer yandan kitabını neden yazmadığı sorgulanır. Ancak Grace için tüm bunları bir arada yürütmenin ne denli zor olduğunu film boyunca hissederiz. Bu kimlik değişiminin benlikte yarattığı dağılma, Grace’in giderek ağırlaşan ruhsal belirtileriyle görünür hale gelir.
Lohusalık Hüznü, Postpartum Depresyon ve Psikoz
Doğum sonrasında ortaya çıkan ruhsal bozukluklar; lohusalık hüznü, doğum sonrası (postpartum) depresyon ve doğum sonrası (postpartum) psikoz şeklinde sınıflandırılabilir. Bu durumlar hafif ve kısa sürede düzelen tablolardan, ilaç tedavisi ve hastaneye yatış gerektiren ciddi tablolara kadar geniş bir yelpazede görülebilir.
Bu ruhsal bozuklukların görülme riskinin; geçmiş travmatik yaşantılar, çocukluk çağındaki zorlayıcı olaylar, daha önce depresyon ya da bir duygudurum bozukluğu öyküsünün olması, önceki doğumlardan sonra ruhsal bozukluk yaşanması ve ailede ruhsal hastalık öyküsü gibi etkenlerle arttığı bilinmektedir (2).
Filmde Grace’in yatırıldığı bir psikiyatri kliniğinde, çocukluk döneminde yaşadığı travmatik kayıplardan söz etmesi bu açıdan dikkat çekicidir. Yönetmen bu travmalara dair ayrıntıları bilinçli olarak sınırlı tutar; izleyici olarak biz de travmatik belleğin parçalılığını ve travmatik anılara eşlik eden amneziyi adeta deneyimleriz. Travmanın varlığını bilir, duygusal ağırlığını hissederiz; ancak ayrıntılara tam olarak ulaşamayız.
Film; toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlık ve erkeklik ruhsallığı, çocukluk travmalarının erişkinlikteki yansımaları, aile içi dinamikler, yakın ilişkiler, cinsellik, evlilik ve çocuk sahibi olmanın psikolojik sonuçları gibi birçok başlığa kapı aralar. Bu konular elbette uzun uzun tartışılabilir.
Ancak tartışmasız olan şudur: Gebelik ve lohusalık döneminde yaşanan ruhsal zorluklar empatiyle, destekleyici ve anlayışlı bir biçimde ele alınmalı; bir psikiyatrist ya da ruh sağlığı uzmanı tarafından ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Kaynaklar:
(1) Chodorow N. Anneliğin Yeniden Üretimi: Psikanaliz ve Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi (Çev: Damla Tanar Tatal). Phoenix Yay, Aralık 2021, Ankara.
(2) Raza SK, Raza S. Postpartum Psychosis. [Updated 2023 Jun 26]. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2025 Jan-. Available from:






Yorumlar